<?xml version="1.0" encoding="windows-1254"?>
<rss version="2.0" xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/">
<channel>
<title>NihatHatipoglu.Org || Nihat Hatipoğlu Fan Sitesi</title>
<link>http://www.nihathatipoglu.org/</link>
<language>tr</language>
<description>NihatHatipoglu.Org || Nihat Hatipoğlu Fan Sitesi</description>
<generator>DataLife Engine</generator><item>
<title>Sen onun kalbini mi yardın? | 19 Ekim 2007</title>
<guid isPermaLink="true">http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/5-sen-onun-kalbini-mi-yardjen-19-ekim-2007.html</guid>
<link>http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/5-sen-onun-kalbini-mi-yardjen-19-ekim-2007.html</link>
<description><![CDATA[<br /><span style="font-size: small;"><strong>MEDİNE'ye dönen askerler Hz. Peygamber'in karşısındadır. Sevgili peygamberimiz son derece sinirlidir. Arkadaşları O'nu böyle görmeye pek alışık değillerdir. Ama o bir olaya odaklanmış, cevabını beklemektedir.<br /><br /></strong>Olay önemlidir, çünkü Hz. Peygamber dönemindeki her olay ve O'nun her olaya karşı takındığı tavır, sonrakiler için bir ölçü oluşturacaktır. Bu yüzden hassas, onun için ısrarlı...<br /><br />Karşısına aldığı delikanlı daha 18 yaşlarında. Belki biraz az, belki biraz fazla. O aslında yanlışlık yapanları karşısına koyup doğrudan hedef almazdı. O'nun tarzı değildi bu zira. Bir hata gördüğünde <strong>"Bazılarına ne oluyor ki, şöyle şöyle yapıyorlar"</strong> tarzında konuşurdu. Tenkidini genele yayar, olayları kişiselleştirmezdi. Ama bu sefer farklıydı ve yanlış yapanı karşısına almıştı. Üstelik bu delikanlı, O'nun çok sevdiği, canı kadar sevdiği bir delikanlı olan <strong>Hz. Zeyd'</strong>in oğlu <strong>Hz. Usame </strong>idi. Geleceği parlak, tanınan ve sevilen bir delikanlı.<br /></span><br />* * *<br />]]></description>
<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
<dc:creator>NihatHatipoglu.Org</dc:creator>
<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 01:45:51 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Ateş çukurunun kenarında mıyız? | 26 Ekim 2007</title>
<guid isPermaLink="true">http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/6-ateju-zukurunun-kenarjenda-mjeyjez-26-ekim-2007.html</guid>
<link>http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/6-ateju-zukurunun-kenarjenda-mjeyjez-26-ekim-2007.html</link>
<description><![CDATA[<br /><span style="font-size: small;"><strong>DAHA isimlerini unutmadık. Hepsi birbirlerine ne de çok benziyorlardı. Bıyıkları yeni terlemiş civan, yiğit, dağ gibi delikanlılardı. Kimisinin annesi, kimisinin babası, kimisinin nişanlısı, kimisinin hanımı veya kimisinin kimsesi... Bekliyordu. Hep bekleyecekler...<br /><br /></strong>Canımızı, gençlerimizi toprağa yeni verdik. Doğrudur her birinin kabrinde bir gül olacak. Bahçemsi mezarlarında kanayan rengiyle... Belki gece bülbül ağaran vakte kadar ağlamayacak ama anneleri bir ömür boyu ağlayacak. Seher olmayacak onlara, hiç seher olmayacak. Anneleri için hep zifiri bir karanlık olacak. Kahredici, öldürücü, isyan edici kurşunların vızıltısı bir ömür takip edecek. Her an gencecik vücutları vuran kurşunlar annelerin beyninde kalleşçe vızıldayacak.<br /><br />* * *<br /></span>]]></description>
<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
<dc:creator>NihatHatipoglu.Org</dc:creator>
<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 01:47:25 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Eşinize sırrınızı fısıldayın! | 2 Kasım 2007 </title>
<guid isPermaLink="true">http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/7-ejuinize-sjerrjenjezje-fjesjeldayjen-2-kasjem-2007.html</guid>
<link>http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/7-ejuinize-sjerrjenjezje-fjesjeldayjen-2-kasjem-2007.html</link>
<description><![CDATA[<br /><span style="font-size: small;"><strong>EŞ bazen babadan ve anneden daha yakındır. Öyle değil mi? Kişi eşine söylediği, fısıldadığı bazı sırlarını anne ve baba ile paylaşamayabilir.<br /><br /></strong>Kur'an-ı Kerim bu gerçeği çok manidar bir tanımla hayatımız katar. Ayet-i kerime, <strong>"Karı ve koca birbirlerine örtüdürler"</strong> der. Ayet şöyledir: <strong>"Onlar (kadınlar) size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz!"</strong> (Bakara 187). <br /><br />Ayet çok zarif bir ifadeyle, karı koca arasındaki ilişkinin karakterini ortaya koyar. Elbise ve örtü nasıl soğuk ve sıcaktan korur, sırları ve kusurları örterse, eşler de aynen böyle olmalılar. Örtü geceyi simgeler. Birbirinizin sırrını, ayıbını, açığını deşifre etmeyin, aksine birbirinizi gece karanlığı gibi örtün anlamını da çıkarma imkánı bulabiliriz.<br /><br />* * *<br /></span>]]></description>
<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
<dc:creator>NihatHatipoglu.Org</dc:creator>
<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 01:49:18 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Evlilikte sevgi mi, vefa mı? | 9 Kasım 2007</title>
<guid isPermaLink="true">http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/8-evlilikte-sevgi-mi-vefa-mje-9-kasjem-2007.html</guid>
<link>http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/8-evlilikte-sevgi-mi-vefa-mje-9-kasjem-2007.html</link>
<description><![CDATA[<br /><strong><span style="font-size: small;">BİZ evliliği, Peygamberimizin sünnetidir diye biliyoruz. Bu söz doğrudur, ama evlilik kurumu bu cümleyle özetlenemez. Evet, eğer "sünnet" kavramını Peygamberimizin yolu olarak tarif edersek bu genelleme doğrudur. Ama "fıkhi bir kavram olarak" sorumluluğun boyutu anlamında kullandığımızda, yaptığımız genelleme yetersiz kalır. Yani ne demek? Aslında anlatmaya çalıştığımız şudur:<br /><br /></span></strong>
<p><span style="font-size: small;">Kişi evlenmediğinde gayri meşruluğa, yasaklanmış ilişkiye düşeceğinden kesin olarak eminse, evlenmek onun için farz olur, dini bir zorunluluk haline gelir. Evlendiğinde eşine, çocuklarına zulüm edeceğinden eminse, ona da evlilik haram veya en azından mekruh (dinin hoş görmediği) bir hale dönüşür.<br /><br />Ama böyle bir endişe yoksa evlilik; sünnet, müstehap, mendup gibi teşvik kavramlarıyla ifade edilebilir.<br /><br />* * *<br /></span></p>]]></description>
<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
<dc:creator>NihatHatipoglu.Org</dc:creator>
<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 01:50:35 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bari sen ağlama çocuk! | 16 Kasım 2007</title>
<guid isPermaLink="true">http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/9-bari-sen-arlama-zocuk-16-kasjem-2007.html</guid>
<link>http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/9-bari-sen-arlama-zocuk-16-kasjem-2007.html</link>
<description><![CDATA[<br /><span style="font-size: small;"><strong>ANKARA'dayım. Gecenin geç saatleri. Kitap okuyorum. Dışarıda bir tıkırtı. Pencereye yöneldim. Dışarıda çöp yığınları. Henüz çöp arabası gelmemiş. Birazdan gelecek.<br /><br /></strong>Başına, iğreti bir paltonun kapüşonunu geçirmiş bir kadın. Elli yaşlarının altında değil. Çöpü karıştırıyor. Anladım ki bir şeyler arıyor. Dikkat ettim, mukavva kutuları ve gazete káğıtlarını topluyor. Orada bir çuval, var ona istifliyor. Belli ki utanıyor. Sağına soluna bakınıyor. Pek alışkın değil yaptığı işe. Belki de kimse görmesin diye o saatleri seçmiş.<br /><br />* * *<br /></span>]]></description>
<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
<dc:creator>NihatHatipoglu.Org</dc:creator>
<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 01:52:28 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Biz Hz. Nuh'un gemisinde, insanlar tufanda mı? | 23 Kasım 2007</title>
<guid isPermaLink="true">http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/10-biz-hz.-nuhun-gemisinde-insanlar-tufanda-mje.html</guid>
<link>http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/10-biz-hz.-nuhun-gemisinde-insanlar-tufanda-mje.html</link>
<description><![CDATA[<p><br /><span style="font-size: small;"><strong>GÜNAHLARIMIZI görmek istemeyiz. Günahlarımız gündeme geldiğinde, başkalarının günahlarından bahsetmek daha da hoşumuza gider.<br /><br /></strong>Aynı günahı işliyor olsak da onlardan dem vurmayız. Başkasının hata ve günahı daha caziptir her zaman. Bahsedilmek anlamında.<br /><br /><strong>Cennete</strong> bakışımız da bundan farklı değildir. Cenneti kendimize yakın, başkasına uzak görürüz. Ben cennete girmesem kim girer ki? Kalbim son derece temiz. İyi bir yürek taşıyorum. İçimde hiçbir kötülük yok. Böyle deriz. Böyle teselli buluruz. <br /><br /><strong>Cehennemi </strong>de kendimize hiç yakıştıramayız, kondurmayız. Cehenneme girecek bunca günahkár varken bizim orada ne işimiz var? Zaten yanacak bu kadar insan varken bize yer de kalmayacaktır belki. Öyle deriz teselli bu ya.<br /><br />* * *<br /></span></p>]]></description>
<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
<dc:creator>NihatHatipoglu.Org</dc:creator>
<pubDate>Wed, 08 Jul 2009 01:55:43 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Makbul haccın karşılığı cennettir | 30 Kasım 2007 </title>
<guid isPermaLink="true">http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/11-makbul-haccjen-karjujeljerje-cennettir-30-kasjem.html</guid>
<link>http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/11-makbul-haccjen-karjujeljerje-cennettir-30-kasjem.html</link>
<description><![CDATA[<span style="font-size: small;"><br /><strong>YIL 1973. Uşak ilindeyim. Lise yılları. Rahmetli babam Uşak ilinin müftüsü. Uşak hacılarını -o yıllarda karayolundan hacca gidişler daha yaygındı- yolcu etmek için merkez caminin yanındayız.</strong><br /><br />Mahşeri bir kalabalık var. Kafile başkanı, rahmetli babam. Herkeste tatlı bir heyecan gözleniyor. Ağlaşanlar, sarılanlar, dua eden ve isteyenler.<br /><br />Benim gözüm ise 70-80 yaşlarında ihtiyar bir dedede. Beli iyice bükülmüş, kaşları gözünün içine sarkmış, nurani yüzlü bir ihtiyar. Bastonuna dayanmış, hacıları taşıyacak olan otobüsün tekerleklerini okşuyor. Bir yandan da gözyaşları döküyor. Belli ki mecalsiz. Belli ki güçsüz. Belli ki fakir. Belli ki hasretlik içinde. Belli ki içi yangın gibi. Belli ki gidemediği için teselliyi otobüse dokunmakta buluyor. O otobüs gidecek ya. <br /><br />Yolcular otobüslere binerken ihtiyar, rahmetli babama yaklaştı. Ellerini sımsıkı tuttu ve şu cümlecikleri mırıldandı: "Ey badi saba (sabah rüzgárı)! Uğrarsa bir gün yolun semti harameyne (Mekke ve Medine civarına), tazimimi (selam ve saygımı) arzeyle resulü's-sekaleyne (insanların ve cinlerin peygamberine)."<br /><br />İşte ben o gün; haccın sadece bir ibadet olmadığını, onu ötesinde derin anlamları taşıdığını anladım. Aşk boyutunu, sevgi boyutunu, mana boyutunu, özlem boyutunu o gün kavradım. Haccın bir hesaba çekilmek olduğunu, mezara ve mahşere hazırlık olduğunu, Yüce Allah'a verilen sözün yenilenmesi olduğunu şuuruma yerleştirdim. Doğrudur, hac bütün bunların toplamıdır. Hac hayattaki bütün hatalardan tövbedir</span>]]></description>
<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
<dc:creator>NihatHatipoglu.Org</dc:creator>
<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 00:43:50 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Hazreti Peygamber'in huzurunda | 07 Aralık 2007</title>
<guid isPermaLink="true">http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/12-hazreti-peygamberin-huzurunda.html</guid>
<link>http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/12-hazreti-peygamberin-huzurunda.html</link>
<description><![CDATA[<br /><span style="font-size: small;"><strong>Medine ziyaretçilerine ithafen <br /><br />EY Allah'ın Resulü! Huzurundayım. Medine'deyim. Mezarını örten soğuk demirin içimi ısıttığı uzaklıktayım.<br /><br /></strong>Ellerimi uzatsam mezarına dokunacağım, o kadar yakındayım. Seni örten toprağın ötesindeki Sen'i, görmek için önünden geçenlerin içindeyim. Kubbende, derinden derine duvarları okşayıp gelen salat ve selamın yankıları var. Benim de dudaklarımda; 'salat ve selam sana ey Nebi!' duası. Salat ve esenlik sana ey iki cihanın güzeli, ey Medine'nin gülü, ey sevgililer sevgilisi...<br /><br />* * *<br /></span>]]></description>
<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
<dc:creator>NihatHatipoglu.Org</dc:creator>
<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 00:45:15 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Kurban ve bayramı doğru anlamak | 14 Aralık 2007 </title>
<guid isPermaLink="true">http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/13-kurban-ve-bayramje-dorru-anlamak-14-araljek-2007.html</guid>
<link>http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/13-kurban-ve-bayramje-dorru-anlamak-14-araljek-2007.html</link>
<description><![CDATA[<br /><span style="font-size: small;"><strong>KURBAN ÜZERİNE<br />ÖNÜMÜZDEKİ hafta Kurban Bayramı'nı kutlayacağız. Hacılar Mekke ve Medine'de, bizler de ülkemizde kurban ve bayram şuurunu yeniden hatırlayacağız.<br /><br /></strong>Kurban, kesilen hayvana verilen ad olmakla beraber; Allah'a yaklaştıran veya kendisiyle Allah'a yaklaşılan şey anlamına gelir. Bütün dinlerin ortak ibadet ve ritüellerindendir. Kur'an-ı Kerim bunu anlatır (Hacc 34, 36; Kevser 2).<br /><br />Hicretin ikinci yılından itibaren peygamberimiz her yıl kurban kesmiş, gücü yeten kimselere de kesmelerini emretmiştir. Hanefiler kurbanı vacip görmüş, diğer üç mezhep ise sünnet-i müekkede (yani farz ve vacip gücünden olmamakla beraber sık sık, devamlı uygulanan ibadet) olarak kabul etmişlerdir.<br /><br />Bizler kurbanı, bayram günlerinde kesilen ve eti dağıtılan bir hayvanla ilgili işlem olarak görmüşüz yıllarca. İşin et ile ilgili olan kısmı böyle. Ama kurban şuuru çok öte anlamlar taşır. Bizler Kurban Bayramı'nda, <strong>Hz. İbrahim</strong> ve oğlu <strong>Hz. İsmail'</strong>in Yüce Allah'ın emrine tam bir itaat konusunda verdikleri başarılı imtihanın hatırasını tazeleriz. Kurbandan; <strong>Hz. İbrahim,</strong> <strong>Hz. İsmail,</strong> gönderilen kurban ve kurban işlemi dörtgeninde trajik olarak sunulan olayın çok ötesinde fedakárlık, ihlas, samimiyet anlaşılmalıdır.<br /></span>]]></description>
<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
<dc:creator>NihatHatipoglu.Org</dc:creator>
<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 00:46:30 +0300</pubDate>
</item><item>
<title>Bugün insanlara gülümseyin | 21 Aralık 2007 </title>
<guid isPermaLink="true">http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/14-bugn-insanlara-glmseyin-21-araljek-2007.html</guid>
<link>http://www.nihathatipoglu.org/makaleler/14-bugn-insanlara-glmseyin-21-araljek-2007.html</link>
<description><![CDATA[<br /><span style="font-size: small;"><strong>BUGÜN bayram. Sevinç günü. Sevgi günü. Hatırlama ve hatırlanma günü. Yeryüzüne daha güvenle, rahmet ve sevgiyle dokunma günü.<br /><br /></strong>Kendimize, eşimize çocuğumuza, çevremize, insanlara ve hatta ciğer kovalayan kediye tebessümle bakma günü. Bugün aynaya bakarken gülümseyin. Yüce Allah'ın güzel yarattığı çehrenize şükretmek için gülümseyin.<br /><br />Konuşabildiğinize şükredin. Yürüyebildiğinize, görebildiğinize, koşabildiğinize, nefes alıp verebildiğinize şükredin.<br /><br />Saydığım bu nimetlerden yoksun olan yüz binlerce insanımızı düşünün. Onlara da sabır ve güç dileyin.<br /><br />Kur'an-ı Kerim'in buyurduğu gibi; <strong>'Allah'ın nimetlerini sayarsanız bitiremezsiniz!'</strong> Hangi nimetin şükrünü gereğini yerine getirebiliyoruz ki!...<br /><br />* * *<br /></span>]]></description>
<category><![CDATA[Makaleler]]></category>
<dc:creator>NihatHatipoglu.Org</dc:creator>
<pubDate>Thu, 09 Jul 2009 00:47:56 +0300</pubDate>
</item></channel></rss>